Dolar 15,9344
Euro 16,7135
Altın 930,36
BİST 2.393,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 12°C
Az Bulutlu
Ankara
12°C
Az Bulutlu
Per 18°C
Cum 22°C
Cts 25°C
Paz 19°C

Altı üstü çizili

Altı üstü çizili
A+
A-
23.08.2021
ABONE OL

Öyle acılar vardı ki diri diri yutağında biriken. Boğuluyorum sanrısı, düzenli nefes almasını önlüyor, şiddetli ağrılarla kıvranıyordu. Hiçbir izah ya da hiçbir gerekçe, sindirimini kolaylaştırmıyor, yaşanılanların telafisi de olamıyordu. Sanrılar, sancılar… Ne yapsam da hazmedebilsem tüm bu olup bitenleri diye sancılanırken, elini çenesine götürdü. Bir terslik daha vardı. Pürüzsüz cildinde kör sivilceler peydahlamıştı. Koltuğa çöreklenmiş şaldan daha koyu olanını sıkmak istedi. Vazgeçti. Son günlerde en sık yaptığı vazgeçmekti. Şifonyerin en üst çekmecesinden kara merhemi çıkarıp, çıbanın üzerine sürdü.

Karmakarışık duygularla dimağındaki tokmak, akşamın dokuzunda takılıp kalmışken, sallanan ceviz sandalyesine yöneldi adımları. Sendeleyince, fikrini değiştirip bronz eskitme lambaderin düğmesine dokundu. Işıksız bir gündü umuda geçirgenliği zayıflatan, hüzünlerin bertaraf olmasını eksilten. Etrafın aydınlığı, örselerdi belki bu kasveti. Ama nafile. “Bitsin artık bu araf!” diye çığlık atmak istedi, içindeki yumrulara karşın. Fakat kısık bir hırıltıdan başka bir ses çıkmadı boğazından. Zaten hakikati yüzüne vuracak olan yankıların kadim gerçekliği, odanın ıssızlığında bu denli yoğunluğa ulaşmışken, nidâ etse de aynıydı, etmese de. Küf kokulu sancılar ve hasarlarla dolu duvarlar. Yutmak zorunda kaldıklarını, hafifletme çabasıydı, bir başınalığını tekrar tekrar çoklayan. Muhtaçtı işte tek bir karara. Altı çizili, iri puntolarla yazılı köklü bir karara, duygusal ya da bilişsel.

Reklam

Sanrılar ve sancılara eklenen yumrular, adeta burgaçlar gibi bir girdabın içine çekiyordu, taştan ağır hislerini. Oda tiyatrosuna benzeyen darlığın kıskacında, diyaframdan zor da olsa bir nefes çekti. Bu yarım dakikalık antrakt esnasında, kolundaki anısı paslanmış bilekliği çıkarabilmişti. Onu bir olta salarcasına sahnenin ortasına doğru attı. Ucuna takılan ilk cümleyi çekip çıkardı;

  • “Yok saymak ve olmamış gibi davranmak.”

Acaba? Yoksa, yoksa… Sorgulamaları böylece sürdü.

Sancılar, sanrılar, yumrular, sorgular. Tüm bunlar da adeta rüzgâr çanları gibi avizenin kristal sarkıtlarına bağlanmıştı birer birer. Artık beynine hükmeden uğultulara yenileri eklenmişti; ahenksiz, tırmalayıcı çan sesleri. Nabzı tekrar durmuş gibiydi. Kasları ise “Bitsin artık bu tırmalayıcı sesler!” diye seğirmekteydi.

Günlerdir devam eden bu acılar, sahi kaç kulaç mesafedeydi tek bir karara? Bir karar. Altı çizili, iri puntolarla yazılı bir karar. Kendini bu mesafeye ulaştıracak ve susturacak bir karar. Acaba;

  • “Var saymak ama olmamış gibi davranmak mı?”

 

diye düşündü bu defa, adımlarını sandalyeye çevirirken. Ama yine vazgeçti. Gramofona doğru beş adım attı. Üzerindeki plağı değiştirmeden, iğnesini elleri titremeli bir halde iken yerine taktı. “…let it be. There will be an answer, let it be” sözleri kulağını tıklım tıklım doldurmuştu altmış beş gündür.

İki acaba, bir karar. Ve akışına bırakabilmek. Yoksa, yoksa…

Bırakabilmenin ilk adımı karardı, bağışlamak ile birlikte gelen. Lakin, yüreğini delen acıların felce dönüştürdüğü kaskatı bedeniyle kolay mıydı, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edebilmek. Bir çırpıda ağızdan düşercesine öğütebilir ve rolüne kaldığı yerden devam edebilir miydi? Tüm bu burgaçlar, zihnini bir yandan diğer yana sallayarak kör düğüm ederken, kolay mıydı o karar.

Sokak lambasının uğursuz ışığında kalmış, alacalı kediyi aradı yosunlaşmış gözleri. Her gün aynı saatte, aynı çarpık dalın altında durup adeta selam verirdi ona. Kendini önemsetecek bir doygunluğun yokluğunda olduğu besbelliydi. Akşamın en matemli tonları arasında gidip gelen cılız ve aciz miyavlamalarını, hiçbir zaman “Akışına bırak, akışına bırak…” olarak telaffuz etmemişti. Başka bir şeydi mırıldandığı, ama henüz çözemediği. Birkaç dakika geçmişti ki, kadife belinden kavradığı gibi tülü sonuna kadar açtı. O akşam da parkta her şey aynıydı. Farklı olan hiçbir şey yoktu; bir tek kedi dışında. Değişen onun miyavlamalarıydı. Farklıydı her zamankinden; ahenkli, gür. El salladı ona, ilk defa. Sonra birkaç adım geri çekilip, camdaki aksine baktı bir süre. Bir vedanın tezahürüydü sanki yansıyan. Pencerenin yanaklarını örten sırlar çatlamış da ortalığı kurşuni pırıltılar kaplamış gibiydi. Plağı durdurmasıyla, tozlu kabına koyması bir oldu. Gramofonun yanında elini yüzüne yaslamış bir çift gözle karşı karşıya geldi. Sayfaları rastgele karıştırırken, şu cümleler gözüne ilişti: “İsteyen beni suçlasın.” Altı çizili kararın üstüne de bir çizgi çekilmekteydi o an.

  • Bi karar

Ağır bir yükten kurtulmuşçasına ceviz sandalyesine oturdu. Frezya çiçeğine çevirip başını; “Yarın günlerden veda. Ona ait her şeye…” diye mırıldandı. Son çan da halının uzun tüylerine karışmıştı bile. Arafsız…

Nezihat Keret

 

nezihatkeret@outlook.com Yazar - Şair - Kimya Mühendisi
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.