Dolar 18,8211
Euro 20,4642
Altın 1.167,02
BİST 5.191,83
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 3°C
Hafif Kar Yağışlı
Ankara
3°C
Hafif Kar Yağışlı
Sal 3°C
Çar 2°C
Per 4°C
Cum 1°C

En Büyük Meziyet

Tıbbi Klinik Biyokimya Doktoru – Emekli Kıdemli Albay
9 Aralık 2022 22:36

EN BÜYÜK MEZİYET

İnsan; kültürün ve dilin gelişimini sağlamış büyük ve karmaşık beyinleri ile yeryüzündeki en baskın tür durumuna gelmiş olan iki ayaklı bir primat ve günümüzde Homo cinsinin hayatta olan tek türüdür.İnsanlar; toplumsal varlıklardır, aileler ile akrabalık bağlarından devletlere kadar örnekleri sayılabilecek, işbirliği yapan ve rekabet eden çok sayıda gruptan oluşan toplumsal yapılarda yaşama eğilimindedirler. İnsanlar arasındaki sosyal etkileşim, çok çeşitli ve farklı farklı değerler, sosyal normlar ve ayinlerin türemesine neden olmuş, bunlar da insan toplumlarını oluşturmuşlardır. Merak ve insanın çevreyi anlama ve etkileme, bir takım oluşumları açıklama ve değiştirme isteği, insanlığın bilim, felsefe, mitoloji, din ve bilginin diğer alanlarında gelişmesini sağlamıştır. Dolayısıyla hayatımızda bunların başrol oyuncusu olma özelliğini taşıyan en önemli nesne insandır. İnsan olarak; en büyük büyük meziyette insan onuru ve insan hakkıdır, insanlar arasında ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve eşitliktir.

Reklam

İnsan olma meziyeti önem taşıyınca ve konu da ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve insanlar arasında eşitlik olunca akla hemen İnsan Hakları ve bu konuyla ilgili bağlantılı kuruluşlar geliyor ve ilk sırada da akla hemen Dünya Barış Örgütü Birleşmiş Milletler aklımıza geliyor. Bu kuruluş, 1948 yılında 18 devletle Dünyada barışı sağlamak üzere kurulmuş ve tüm dünya ülkelerinde tüm millet insanlarının eşit şartlarda ve ayrımcılık gözetilmeksizin yaşam haklarını devam ettirebilmeleri için Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini yürürlüğe sokmuşlardır. İnsan olmanın ve insana saygı duyulmanın vazgeçilmez bir gereklilik olduğuna ve bunun devamlılığına karar vermişlerdir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi; insanlık âleminin bütün fertlerinin onurunun eşit ve devredilemez haklarını tanımak dünyada adalet, özgürlük ve barışın temelinin atılması amacıyla oluşturulan dünya çapında bir evrensel beyannamedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, insan haklarını göz ardı etmenin ve hakir görmenin, insanlığın vicdanıyla örtüşmediği, medeniyet ve uygarlıktan yoksun eylemlere yol açtığını, insanların korku ve yoksunluktan kurtulması, konuşma ve inanma özgürlüğüne sahip olacağı bir dünyanın ortaya çıkmasının sıradan insanların en yüksek özlemi olarak ilan edilmiş bulunduğunu, insanın zorbalık ve baskıya karşı başkaldırmak zorunda kalmaması için, insan haklarının hukukun egemenliğiyle korunmasının önemli olduğunu, Uluslararasında dostça ilişkiler geliştirmek için çok önemli olduğunu kabul etmektedir.

Birleşmiş Milletler Halklarının, Birleşmiş Milletler Kuruluş Belgesinde, temel insan haklarına, kişinin onuruna ve değerine, erkekler ile kadınların hak eşitliğine olan inançlarını teyit ettiklerini ve daha geniş özgürlük içinde, toplumsal gelişme ve daha iyi bir yaşam düzeyini sağlamaya kararlı olduklarını, Üye Devletlerin, Birleşmiş Milletlerle işbirliği içinde, insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görmesi ve gözetilmesini sağlamayı taahhüt ettiklerini, bu hak ve özgürlüklerde ortak bir anlayışa sahip olmanın, bu taahhüdün tam olarak gerçekleşmesi için büyük önem taşıdığını göz önüne alarak, bütün halklar ve uluslar için bir ortak başarı ölçüsü olarak bu “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini” ilan ettiklerini kabul etmektedir. Öyle ki, her birey ve toplumun her organı bu Bildirgeyi daima göz önünde bulundurarak, bu hak ve özgürlüklere saygının yerleşmesini amaçlayan eğitim ve öğretim yoluyla hem üye devletlerin halklarında, hem de egemenlikleri altındaki halklarda, bu hak ve özgürlüklerin evrensel ve etkin olarak tanınmasını ve gözetilmesini amaçlayan, ulusal ve uluslararası önlemler alarak çaba göstermek zorundadırlar.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi (UDHR), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1948 yılında kabul edilen bir deklarasyondur. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (UDHR), insan hakları tarihinde edinilen hak, adalet, özgürlük alanında yenilikçi bir belge mahiyetindedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, dünyadaki yasal ve kültürel temsilcilerin hazırladığı bu raporu 10 Aralık 1948’de Paris’te kabul etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (UDHR)’nin yayınlanmasını da hızlandırmıştır. Bu dönemde, savaştaki müttefikler dört özgürlüğü kabul etmişlerdir; bu dört özgürlük olarak, “Din Özgürlüğü, Konuşma Özgürlüğü, Korku Özgürlüğü ve İstemsizliktir.” Bu özgürlükler Birleşmiş Milletler tarafından teyit edilmiştir ve her devlet üyesi temel insan haklarını korumak ve uymak zorunda oldukları teminat altına alınmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, dört özgürlüğün bulunduğu hakların yetersiz olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yetersizlik, bireylerin haklarına özel olarak dikkat edebilecek evrensel bir bildirinin gerekliliğini ortaya koymuştur.

BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi, Haziran 1946’da İnsan Hakları Komisyonu’nu kurmuştur. Bu kurul farklı geçmişlerden ve milletlerden gelen 18 üye tarafından oluşturulmuştur. Bu oluşum, beyannamenin tasarısını yapmakla görevlendirilmiştir. Komisyon, deklarasyonda yer alan makaleleri yazmakla yükümlü oldukları, ilk İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Taslağı’nı hazırlamıştır. Komite görevini Mayıs 1948’de tamamladı ve komisyon arasında, Aralık 1948’de maddeler tartışıldı ve beyanname aynı yılın 10 Aralık tarihinde kabul edildi. Bildiri, Guinness Rekorlar Kitabı tarafından, 501 farklı dile tercüme edildikten sonra “En Çok Tercüme Edilen Belge” olarak kayıtlara geçirilmiştir. Hükümetler, beyanlarda belirlenen insan haklarını savunma maddelerini mutlak suretle benimsemişler ve halkın korunmasına yardımcı olmuşlardır. Bildiri, 1948 yılından beri birçok ülkenin anayasasını etkilemiştir. Bu bildiri, günümüze kadar bazı uluslararası kanunlar, ulusal yasalar ve antlaşmalar için bir temel oluşturmuştur. Ülkemizde de, 2709 Sayılı Kanunla Yürürlüğe giren Anayasamızın 90’ıncı maddesi gereği; “Milletlerarası Anlaşmaları Uygun Bulma” maddesiyle kullanıma ve uyulması zorunlu uluslararası kanunlar statüsüne girmiştir.

Millet olarak tarih boyu tüm dünya devletlerinin haklarına ve tüm insanların hiçbir ayırım gözetmeksizin eşitlik ilkelerine sadık kaldık. Ancak bu değerlere sahip çıkmayan bazı devletlerin zaman zaman bu ilkeleri ihlal ederek insan değerini ve onurunu zedeleyecek olaylara sebebiyet verdikleri görülmektedir. Konuyla ilgili olarak tarihe bir göz attığımızda, 1968 Meksika Olimpiyatlarında, yaşanan İnsan Hakları İhlali büyük bir insanlık suçuna ve tüm dünya kamuoyunun konuya müdahil olmasına neden olmuştur. 54 yıl önce yaşanan olayda; siyahi sporculara yapılan ırkçı söylem ve ırkçı, barbarca yapılan insanlık dışı iğrenç saldırı, olayın aktörleri 200 m. atleti olan Siyahi Amerikalı Atlet Tommie Smitt ve John Carlos.

Bu olayda, hadise aynen şöyle olmuştu Meksixo City’de 200 m. Müsabakası yapılmıştı, Amerikalı Siyahi atletler yapılan müsabakada birinci ve üçüncü dereceleri almışlardı, ikinciliği ise Avusturalyalı beyaz atlet olan Peter Norman kazanmıştı. Bu üç atlet almış oldukları olimpiyat dereceleri sebebiyle madalya törenlerini bekledikleri sırada Carlos Peter Normanın yanına gelerek sormuş; İnsan Haklarına inanıyormusun ? Evet cevabını almış, bunun üzerine peki ya tanrıya evet bütün kalbimle cevabını alınca, bu sefer iki siyahi Amerikalı atlet o dönemlerde yoğun bir şekilde siyahi insanlara karşı yapılan ırkçı yaklaşım ve eylemler sebebiyle kafalarındaki eylem planını açıklarlar. Kendisinden destek isterler, Norman tereddütsüz olarak eylem planını kabul eder ve onları bu haklı eylemlerinde destekleyeceğini söyler ve kendisinin ne yapması gerektiğini sorar. Eylem planıda, Peter Norman’dan gelir, bir çift siyah deri eldivenin sağ eldivenin tekini Tommie, sol eldivenin tekini de Carlos eline geçiriyor, fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar başları öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıyorlar, önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman İnsan Hakları için Olimpiyat Projesi Hareketinin kokartını göğsüne iğneliyor. Amerika Milli Marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem ortaya koyuluyor ve eylem tüm dünya milletlerini ayağa kaldırıyor, Amerika Birleşik Devletleri ayağa kalkıyor, bu sansasyonel eylemin oldukça büyük ses getirmesi sebebiyle Olimpiyat Oyunları gibi dünya çapında en önemli bir spor organizasyonu bile ikinci plana düşüyor. Tüm dünya basın ve yayın organları yumrukları havada siyahi atletlerin eylemini birinci sayfadan ve ana manşet olarak veriyorlar. Ne mi oldu, bu harekete ve haklı isyana kim destek vermez ki, insanlık ve onurlu insan olmak bunu gerektirir ama Amerikan Olimpiyat Komitesi böyle düşünmüyor ve iki siyahi Amerikalı atletin spor kariyerini o anda saniyeler içerisinde bitiriyor, yani ikinci bir ırkçı yaklaşıma ve eyleme imza atıyor.

Bu Amerikalı siyahi iki atlet, bu olayla hayatlarını feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdi. Peki ya Peter Norman’ a nemi oldu? Bu beyaz ve Avustralyalı atlet ülkesine döndüğünde hiç kimse onun yüzüne bakmadı, herkes tarafından yargılandı, maalesef bu olay sebebiyle bağlı olduğu Atletizm Federasyonunca onun da spor hayatı bitirildi, tüm spor çevrelerinden dışlandı, ardı ardına aldığı tehditler, işsizlik ve tecritler sebebiyle çok zor anlar yaşadı, hatta evliliği bile sona erdi. Peter Norman kendisine ve siyahi atletlere yapılan bu ırkçı ve insanlık dışı hareketleri asla içine sindiremedi ve kendi devletinin kendisine yapmış olduğu tüm bu haksızlıkları asla kendine reva görmedi ve konuyla ilgili olarak yaşamış olduğu infiali ebediyete ve mezarına kadar taşıdı, onun 1968 Olimpiyatlarının Finallerinde kırmış olduğu 200 m. rekoru da onun ölümüne kadar kırılamadı ve bu olay çok büyük sansasyon ve yankı uyandırdı, tüm spor kamuoyu ve Atletizm dünyası bunu Peter NORMAN’ ın laneti olarak yorumladı, bu olayı bende ilahi gücün adaleti, ilahi adalet olarak yorumluyorum.

İnsanlık böyle onurlu davranışlar sergileyen dik duruşlu insanlara, sporculara her zaman ihtiyaç duyuyor ve arıyor. Bu olaydan sonra Peter Norman’ın ölümüne kadar 38 yıl bu üçlü atlet sporcular yıllarca yazışmışlar, buluşmuşlar ve görüşmüşler, ta ki görüşmeleri ölüm onları ayırana kadar devam etmiş, onlar bu eylem ve kader kardeşliğini ölüm anına kadar sürdürmüşler. Hatta cenaze töreninde bile ayrılmamışlar ve bu vefa borcunu son defada olsa yerine getirmişler, Peter NORMAN’ a destek verme ve vefa borçlarını yerine getirme sırası bu sefer Smitt ve Carlos’daydı Eylem Kardeşliğini cenaze töreninde Peter NORMAN’ ın naaşını omuzlarında taşıyarak yerine getirmişlerdi. Peter NORMAN’ ın ölüm hadisesi de, ilginç bir şekilde 2006 yılında Avustralya’da yani kendi ülkesinde düzenlenen Olimpiyat Oyunlarının icra edildiği tarihler de kalp krizi geçirerek ölmesi sonucu gerçekleşmiştir.

Yine bu türde bir eyleme çok yakın bir tarihten örnek vermeden geçemeyeceğim, Olimpiyat ve Dünya Şampiyonumuz Milli Haltercimiz Cep herkülü Naim SÜLEYMANOĞLU, rakibi Yunan Leonidas’la her müsabakalarında her zaman ona üstünlük sağlamış ve birinci olmuş, Leonidas ise, onun arkasından hep ikinci olmuş ama Naim SÜLEYMANOĞLU’ na her zaman duyduğu yakınlık, kardeşlik, saygı ve dostluk her geçen gün artmış Naim SÜLEYMANOĞLU’ nun vefatı ile bu saygı ve hürmet en üst seviyeye çıkmıştı, cenazesine hiç tereddütsüz gelen ve katılan Yunan Leonidas meslektaşının başında saygı nöbeti tutmuş tabutunu sırtında taşımış ve tabutunu öpmüştü, bu tür insanı duygulara kimin tüyleri diken diken olmaz ki, çünkü tarihi bir kin ve husumetimiz olan, hatta tarih boyunca ve yıllarca savaşmış olduğumuz aramızda hasımlık ve düşmanlık bulunan bir milletin sporcusunun yapmış olduğu bu erdemli ve bir o kadar da onurlu davranışı için.

Yunanistan Devleti ve Hükümeti pek de, sporcusuyla aynı şeyleri düşünmedi, çünkü sporcusu ülkesine döndükten sonra Leonidas’ın başına gelmedik olay kalmadı, öncelikle Atletizm Federasyonundaki işine son verildi daha sonra bir sürü mağduriyetler yaşadı. Gerekçesi, sen bir Yunan olarak Türk Bayrağını nasıl öpersin, Türk Bayrağına nasıl saygı gösterirsin sorusu olmuş. Benim şahsi kanaatim, Leonidas gibi centilmen ve pozitif insani ilişkilere imza atan ve karşılığında ona yöneltilen haksız bir eylem sonrasında, bayrak sevgisinden yoksun milletlere kimsenin söyleyeceği bir şey olamaz, böyle milletler medeniyetleri değil medeniyetsizlikleri temsil eder. Tüm bu yaşanan ırkçı yaklaşım ve ırkçı saldırılar sonrası insanın onuru kırılıyor kendisi gibi maalesef insan olan olayın müsebbiplerine tepkisiz olamıyor ve kalamıyor.

Uluslararası Evrensel Bildirge, dünyanın neresinde olursa olsun insanlar arasında hiçbir suretle dil, din, ırk, renk, mezhep v.s. hiçbir konuda ayırım gözetmeksizin tüm dünya insanlarını eşit olarak görür. Kesinlikle ayırımcılığa karşıdır. Bu bildirge 30 maddelik temel hak ve özgürlükleri teminat altına almayı hedeflemiştir. Bu olaylar sıcaklığında ve böyle anlamlı bir günde, bizlerde ülkemiz insanı olarak, ülkemiz ve dünyamızda her yönden yapılan tüm ayırımcılığa her zaman olduğu gibi yine karşı olmalıyız, Dünya İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ihlal etmeden tüm dünya milletleri olarak sevgi, dostluk, barış ve kardeşlik içerisinde, hiçbir konuda ayrımcılık yapmadan yaşamalıyız, temel hak ve özgürlüklere uymalıyız ve saygı göstermeliyiz.

Tüm dünya insanlarının Dünya İnsan Hakları Gününü kutlar, tüm dünyaya her zaman barış getirmesini temenni eder, tüm dünya insanlarının savaş, soy kırım, ırkçılık ve her türlü ayrımcılıktan uzak bir şekilde dostça, kardeşçe, barış ve huzur içerisinde eşitçe yaşamalarını temenni ederim.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.