Dolar 15,5443
Euro 16,2364
Altın 911,76
BİST 2.390,79
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 22°C
Az Bulutlu
Ankara
22°C
Az Bulutlu
Sal 25°C
Çar 13°C
Per 15°C
Cum 20°C

İŞİNİZİ ELİNİZDEN ALAN GÖÇMENLER DEĞİL, EMEK HIRSIZLIĞIDIR!

İŞİNİZİ ELİNİZDEN ALAN GÖÇMENLER DEĞİL, EMEK HIRSIZLIĞIDIR!
A+
A-
24.08.2021
ABONE OL

Güney komşumuz Suriye, ABD ile ortaklarının, “Beşşar Esad yönetimi gidecek, demokrasi gelecek” sloganıyla ülke içinden ve komşu ülkelerden devşirdikleri cihatçılar eliyle başlattıkları iç savaşla darmadağın oldu. 2011 yılında başlayan ve tüm karşı çıkışlara rağmen, zamanın Başbakanı şimdinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile başında bulunduğu AKP iktidarının Türkiye’yi taraf haline getirdiği savaş nedeniyle, milyonlarca Suriye’li ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Elbette bunların büyük bir kısmı Suriye’nin sınır komşusu olan Türkiye’ye sığındı. Türkiye, Birleşmiş Milletler mültecilik hukuku çerçevesinde bu insanları mülteci olarak kabul edip, yine BM’den alacağı destekle kamplarda barındırmak yerine, geçici misafirlik statüsü ile ülkeye dağılmaları politikası uyguladı. Halbuki bu insanlara mülteci statüsü verilmiş olsaydı, kamplar kurulacak, BM gözetiminde sağlık, eğitim gibi birçok hizmet kendilerine yerinde verilecekti. İktidar bunu yapmak yerine, bir yandan ucuz işgücü olarak ülke içinde kullanmak, diğer yandan ise batıdan istediği tavizleri koparabilmek için bu insanlara geçici misafirlik statüsü verdi. Nitekim, yaptığı anti-demokratik uygulamalara karşı cılız da olsa sesi çıkan Avrupa ülkelerini, “Kapıları açarım, Suriye’lileri size gönderirim” tehdidi ile susturuyor.

Hükümetin, içeriye ve dışarıya karşı kullanmak üzere geçici misafirlik statüsü ile ülkeye dağılmalarına göz yumduğu bu insanların eğitimsizliğinin, ağır hayat koşullarının ve suç işlemeye eğilimlerinin kaçınılmaz sonucu, çatışmaya varacak memnuniyetsizlikti.

Reklam

Öte yandan Türkiye gibi siyasetin karşıtlıklar üzerinden yapıldığı, muhalefetin bir kısmının iktidarı eleştirmenin yanı sıra bilinç altına yerleşmiş kendinden olmayanı etnik ve dini aidiyetleri ile ötekileştirmeye yönelik siyaset dili ve bu dilin kontrolsüz kullanılmasının tahrik ettiği kitleler, çatışma riskini artıran etkenler olarak karşımızda durmaktadır. Ayrıca zaman zaman iktidarın, Suriyelileri iç politikada kullanmak istediği ve bunun için onlara bazı kolaylıklar sağladığı yönünde yayılan haberler ile başta Cumhurbaşkanı, AKP sözcülerinin, muhalefetin bu yanlış ve keskin dilini tahrik için “Suriyelilere şu kadar para harcadık, harcamaya da devam edeceğiz” şeklindeki açıklamalarının tamamı bir araya gelince çatışma riski gün geçtikçe artıyor. Zira ekonomik kriz ile iktidarın uygulamalarının bunalttığı toplum burnundan soluyor ve yaşadığı sıkıntılara neden olarak gördüğü bu insanları hedef alyor. Halbuki harcandığı söylenen paranın önemli bir kısmı BM ve AB fonlarından gelen paradır.

Son günlerde Afganistan’dan gelenlerin ülkeye kontrolsüz girmeleri, göçmen sorununu bir kez daha gündemin merkezine otturdu. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın, belediye hizmetlerini bu insanlara normalin 10 katına vereceğini açıklamasının da tetiklediği tartışmalar sürerken, Ankara Altındağ’da Suriyelilere yönelik bir saldırı gerçekleşti. Dışarıdan arabalarla getirilen ve birçoğu değişik suçlardan aranan insanlardan oluşan bir grubun gerçekleştirdiği saldırı, 1955 yılının 6-7 Eylül tarihlerinde İstanbul’da azınlık mensubu insanlara karşı girişilen saldırıyı akıllara getirdi. İlginç olan ise, 10 Ekim 2015 Gar katliamından bu yana, Ankara’da siyasi partilere, sendikalara, demokratik kitle örgütlerine bırakın miting, yürüyüş, gösteri, basın açıklaması bile yaptırmayan Ankara polisinin olaya müdahale etmemesi, hatta saldırganlara yol vermesiydi.

Göçmenlere yönelik toplumsal tepkinin altında yatan nedenlerin başında, hükümetin yanlış ekonomik politikasının sonucu olan ekonomik kriz ve bu krizin yol açtığı işsizlik yatmaktadır. Zira yukarıda kısmen değindiğim muhalefet açıklamalarının önemli bir kısmında, “Suriyeliler iş bulurken, Türk insanı işsiz kalıyor” propagandası yapılmaktır. Muhalefetin bu söylemlerini fırsata dönüştürmek isteyen iktidar ise yangına körükle giderek eleştirilere haklılık kazandıracak açıklamalar yapıyor ve dışarıdan gelen parayı yok sayarak harcanan paraya dair abartılı rakamlar açıklıyor. Evet ülkede çalışan Suriyeliler var. Ancak bu Suriyeliler işsizliğin nedeni değil, aksine ekonomik kriz ile işsizlik cehenneminin mağfurudurlar.

Nasıl mı?

Belki hatırlayacaksınız, eski Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak 2017’de yaptığı bir açıklamada, “Suriyeliler olmasa fabrikalar durur” demişti. Yine bundan iki ay kadar önce AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, “Suriyeliler giderse ekonomi çöker” dedi. Bakın Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO), konu hakkında 2017 yılında yayınladığı raporunda yer alan tespitler ne diyor? Rapora göre, çalışan Suriyeli göçmenler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı işçilerden %63,1 daha az kazanıyorlar ve % 97’si kaçak çalışıyor. Peki, bu işten kim kârlı çıkıyor dersiniz? Elbette patronlar. Zira Suriyeli işçiler kayıtlı çalıştırılırlarsa patronlara maliyeti şimdikinin iki katına kadar çıkacak. Yine Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 2020 tarihli, Luis Pinero Caro imzalı “Türk İşgücü Piyasasında Suriyeli Mülteciler” başlıklı araştırmasına göre; Türkiye’deki Suriyeli göçmen erkeklerin %71’i, kadınların ise küçük bir bölümü, %11.2’si çalışıyor. Rapordaki bir diğer veriye göre ise, 18 yaş altındaki Suriyelilerin %66.1’nin çalışıyor olmasıdır.

Tüm bunlardan hareketle, gündemdeki mülteci meselesiyle ilgili asıl üzerinde durulması gereken önemli detay, işin ekonomik boyutudur. Burada özellikle üzerinden atlanmaması gereken husus, iktidarın Suriyeli göçmenleri mültecilik statüsü ile sınırda kurulacak kamplarda tutmak yerine, onlara geçici misafir statüsü tanıması ve ülke geneline yayılmalarına göz yummasındaki amacın ne olduğudur. Yani göçmen meselesinde işin ucuz emek sömürüsüne dayalı ekonomik boyutunu ıskalamamak gerekir. Çünkü başta Suriyeliler olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanına dağılmış olan göçmenler, fabrikalarda, atölyelerde, tarlalarda asgari ücretin altında çalıştırılıyorlar. Aslında iyi düşündüğümüzde göreceğiz ki,  Ankara Altındağ’daki saldırı, bu ilçe sınırları içindeki mobilya merkezi Siteler esnafının Suriyelileri kayıtsız, sigortasız ve asgari ücretin çok altında ücretle çalıştırılmalarından bağımsız değildir.

Kaldı ki Suriyelilerin ucuz işçilik yaptıkları tek sanayi sitesi Siteler değildir. Bugün Anadolu’nun dört bir yanına dağılmış, bu iktidarın en büyük destekçileri olan küçük ve orta boyutlu işletmeler, toplumda bilinen adıyla KOBİ’ler, teknoloji kullanımında geride kaldıklarından, dünya pazarında ve yurtiçi rekabette başvurdukları başlıca yöntem ucuz emektir. Bu yöntemle, çalışanı asgari ücretin çok altında ücretle çalıştırma imkânına sahip olan işverenler, kayıtdışı çalıştırma ile aynı zamanda prim ve vergi yükünden de kurtulmaktadırlar.

Nitekim 2017 yılında, dönemin Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, “Suriyeliler olmazsa düz işçilik yapan yok” demişti. Aslında bakanın bu söyleminin altında saklı olan gerçek, Suriyeliler dışında düz işçilik yapan değil, ucuza, asgari ücretin altında ücretle düz işçilik yapacak insan olmadığı gerçeğiydi. Bakanın açıklamasının aksine, bu ülkede asgari ücretle düz işçilik yapacak milyonlarca insan var. Nitekim, herhangi bir kurumun 5-10 kişilik işçi alım ilanı için, on binlerce insanın başvurduğu haberlerine yazılı ve görsel medya da sıkça rastlıyoruz. Örneğin; bir süre önce gazetelerde çıkan bir haberde, Rize’de bu yıl Çay-Kur’a alınacak 210 kişilik mevsimlik işçi kadrosu için, 23 bin, 6 kişilik temizlik işi için ise 1906 kişinin başvurduğu yazılıydı. Tüm bunlar yokmuş gibi, iktidar ve yandaşları son zamanlarda Türkiye’de işsizlik olmadığına, aksine “işsizim” diyenlerin iş beğenmediklerine dair gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan açıklamalar yapıyorlar.

Yukarıda belirttiğim gibi, birçoğu eğitimsiz olan bu insanlar, yabancı bir ülkede, yapabileceklerinin azamisini yapmak suretiyle hayata tutunmaya çalışıyorlar. Yanlışları mutlaka vardır. Özellikle gençlerinin suç işlemeye eğilimli olmaları doğaldır. Ancak unutulmamalıdır ki, mültecilik bir tercih değil, doğadan veya insandan kaynaklanan nedenleri olan ve hiç kimsenin yaşamak istemediği bir zorunluluktur. Tüm bunları yok saymak ve bu ülkede yaşanan olumsuzlukları göçmenlere bağlamak, mevcut iktidarın ülkeyi krize sürükleyen ekonomik ve sosyal politikalarını gözden kaçırma çabasına destek sunmaktan başka bir şey değildir.

Bu ülke insanının işsiz kalmasının sebebi, yerlerinden yurtlarından olan mülteciler değil, onları yarattığı krizin sebebi gibi göstermeye çalışan ve ucuz işgücü olarak kullanılmalarına yol açan iktidardır. Bu nedenle tepkinin yöneleceği adresi doğru seçmek sonuca ulaşmada kolaylık sağlayacaktır.

Veli Beysülen

Nuri ŞAHİN   baskenthaber.org nurisahin0638@gmail.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.