Dolar 15,9536
Euro 16,7213
Altın 931,28
BİST 2.393,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 12°C
Az Bulutlu
Ankara
12°C
Az Bulutlu
Per 18°C
Cum 22°C
Cts 25°C
Paz 19°C

Orman yangınları için Uzmanlardan kritik uyarılar!

Uzman Biyolog İhsan Soytemiz   Türkiye Biyologlar Derneği Yön.Krl.Bşk. - Türkiye Biyolojik Bilimler Akademisi Yürütme Kurulu Üyesi - Zehirsiz Sofralar Sivil Toplum Ağı Koordinatörü
A+
A-
01.08.2021
ABONE OL

Türkiye 5 gündür orman yangınları ile mücadele ederken, uzmanlardan da kritik uyarılar geldi. Can kaybına da neden olan orman yangınları ile ilgili uzmanlar görüşlerini paylaştı. Orman yangınlarının nedenlerini, Türkiye’nin önlem ve müdahalede eksikliklerinin bulunduğunu eleştirilerini ve neler yapılması gerektiğini anlatan uzmanlar, özellikle planlama konusuna vurgu yaptı.

Türkiye Ormancılar Derneği Batı Akdeniz Şube Başkanı Prof. Dr. Tuncay Neyişçi:

Reklam

“Türkiye’de orman yangınları konusunda bilimsel çalışmaların sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Orman yangınları bu kadar kamuoyunun dikkatini çekiyor olmasına karşın. Türkiye’de 10’un üzerinde orman fakültesinin bulunuyor olmasına karşın, orman yangınlarıyla ilgili araştırma kurumları veya üretilmiş araştırma sayıları çok azdır. Farklı bitki örtüsü tiplerinin yangında davranış biçimleri etkisi konusunda da pek fazla bir çalışmamız yoktur.

Türkiye’de en fazla alan kaplayan kızılçam 3 milyon hektarlık bir alandır. Kızılçam üzerinde çalışan bir enstitümüz yoktur ki yangınların büyük bir bölümü de bu bitki türleri üzerinden çıkar. Okaliptüs türleri için araştırma enstitülerimiz vardır. Ama orman yangınlarıyla ilgili çalışan bir enstitümüz yoktur. Türkiye’de ormancılığa bilimsel bir açıdan bakıyor olursanız bunun altyapısının çok sağlam olmadığı çok açık şekilde görülüyor.”

İstanbul Üniversitesi Orman Botaniği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünal Akkemik:

“Yanan orman sahalarının yeniden kazanılmasında doğal ekosistemin oluşturulması sağlanmalıdır. Bunun için de popülist yaklaşımlar ve toplumsal baskıların etkisiyle hızlı bir ağaçlandırmaya gitmek yerine planlı düşünmek gereklidir. Bunun için de yanan alanların korumaya alınması, burada canlılığını yitirmemiş tohumlarının çimlenmesinin beklenmesidir. Tohumun çimlenmediği yerlere fidan dikilmesi en doğru yaklaşımdır. Ekolojik restorasyon doğal yolla sağlanmış olur.

Başka yerlerden getirilmiş başka türlerle yapılan ağaçlandırmalar aynı zamanda ekolojik de bozulmaya yol açar. Hızlı bir şekilde başlatılan ağaçlandırma kampanyalarına bazı büyük firmaların da destekler verdiği, bağışlar yaptığını görmekteyiz. Bu da büyük şirketlerin kendini aklaması için bir yoldur. Ormancılık alanının bir bilim olduğu ormancılık faaliyetinin de bilimsel temellere göre yapıldığı unutulmamalıdır.

Bartın Üniversitesi Orman Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Atmış:

“Daha önce de bu tür yangınlar çıkıyordu ama ormancılık teşkilatı bir şekilde bunu büyümeden söndürüyordu. Ama bu sefer büyük bir başarısızlık var. Rakamları değerlendirdiğimiz zaman 2016-2020 yılları arasındaki ortalama yıllık yangın sayısının arttığını görüyoruz. Yanan orman alanın arttığını görüyoruz ama bunlardan öte yangın başına yanan alan miktarının arttığını görüyoruz. Yüzde 72’lik bir artış var. Bu da yangınlarda mücadelede başarısız olduğunun göstergesi. Bu rakamlar Orman Genel Müdürlüğü’nün kendi rakamları.

Ormanlarımız parçalanıyor. Bu parçalanmanın önemli bir nedeni ormanlarda yapılan madencilik, enerji, turizm, karayolu, köprü ve diğer altyapı yatırımlarına Tarım ve Orman Bakanı çok kolay izinler vermeye başladığı için bu ormanlar parçalanıyor. 2B ile orman dışına çıkarılmış alanlar 620 bin hektara ulaştı. Bu alanlarda çeşitli yerleşimler başladı.

 

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay’a göre yanan ormanların mümkün olduğunca ağaçlandırma yerine doğal yollarla gençleştirilmesi gerekiyor.

Tolunay, Twitter hesabı üzerinden orman yangınlarından sonra yanan alanların yeniden ormanlaştırılması için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini şu ifadelerle aktardı: “Ülkemizin toplam orman alanı 22,9 milyon hektar. Bunun 5.9 milyon hektarı meşe, 5,6 milyon hektarı ise kızılçam ormanlarından oluşuyor. Kızılçam ülkemizin en geniş yayılışa sahip ikinci türü ve tamamen doğal. Kızılçam ekolojik istekleri gereği Akdeniz ikliminin hakim olduğu ağırlıklı olarak Ege ve Akdeniz bölgelerinde yayılıyor. Az da olsa Marmara ve Batı Karadeniz Bölgelerinde de bulunuyor. Orman yangınları da ağırlıklı olarak yazları sıcak ve kurak bölgelerde çıkıyor.”

Bu bölgelerin aynı zamanda kızılçam ormanlarının bulunduğu alanlar olduğunu kaydeden profesör, Ege ve Akdeniz bölgesinde ‘maki bitki örtüsünün de yayılış göstermekte olduğunu, hem kızılçam ormanlarının hem de maki bitki örtüsünü oluşturan bitki türlerinin yangınlarda kolayca yanabildiğini’ ifade etti.

Prof. Tolunay şöyle devam etti: “Ancak kızılçam ve maki bitki örtüsü yangına uyum sağlamış türlerdir. Başka bir ifadeyle kızılçam ormanları ve maki bitki örtüsü yangınlardan sonra kolayca yeniden yanan alanlara gelmektedir. Bunun sebebi kızılçam kozalaklarının ve tohumlarının yangında zarar görmemesidir. Yangın sonrasında kozalaklardaki tohumlar külün içine düşmektedir. Bu tohumlar yangını takip eden bahar ayında çimlenmekte ve yanan alana metrekareye onlarca fidan gelmektedir.

Yangın görmemiş kızılçam ormanlarında ağaçlardan dökülen kuru yapraklar kalın bir tabaka halinde birikmekte, tohumlar toprağa ulaşamadığı için çimlenmemekte, çimlenenler ise yaz kuraklığını atlatamadıkları için kurumaktadır. Maki bitki örtüsünün de gövde ve sürgünleri yansa da kökler yanmamakta yine bir sonraki baharda 1-1,5 metre boyunda sürgün verebilmektedir.”

Profesör, bu nedenlerle yanan kızılçam ormanları ve maki bitki örtüsünün bulunduğu bölgelerde ağaçlandırma yerine sadece ‘yanan alanların koruma altına alınması ve bir sonraki baharın beklenmesi’ durumunda fidan ile diğer çalı ve otsu türlerin yeniden sahaya gelmesinin mümkün olduğunu söyledi.

Tolunay şunları kaydetti: “Bu noktada yeterince tohum olmayan yerlere civardaki yanmamış ormanlardan toplanan tohumlar serpilerek ormanlaştırmaya yardımcı olunmaktadır. Ağaçlandırmanın ancak fidan gelmeyen alanlarda düşünülmesi gerekmektedir. Yanan ormanların ağaçlandırmasında yanan ağaçların ve çalıların kökleri sökülmekte toprak işlenmekte otsu türlerin tohumları ve soğanları toprak işleme sırasında yanan alandan uzaklaştırılmaktadır. Diğer yandan yangınlar beklenmedik olaylardır ve fidanlıklarda yeterince fidan bulunmaması olasılığı oldukça yüksektir.

Bu durumda da başka bölgelerden kızılçam ya da diğer türlerin fidanları ağaçlandırmada kullanılmaktadır. Ancak kızılçam dahi olsa örneğin Antalya’ya İzmir’den kızılçam fidanları getirilse dahi farklı iklim, toprak gibi ekolojik koşullarda yetişmiş ve farklı genetik özelliklere sahip bireylerin uzun zamanda yaşayıp yaşamayacakları belirsiz olmaktadır.”

Diğer yandan bu uygulamanın ‘genetik kirliliğe neden olabileceğini’ kaydeden İstanbul Üniversitesi akademisyeni şöyle devam etti: “Yanan kızılçam ormanları yerine başka türlerin kullanılması da benzer sorun oluşturmaktadır. Çünkü tür değişikliğine gidilirken en az 80-100 yıl sonrasındaki iklim özellikleri düşünülerek karar alınması gerekmektedir. Ülkemizde 80-100 yıl sonra sıcaklıkların 4-5 derece daha yüksek olacağı ve yağışların azalarak kuraklığın artacağı öngörülmektedir.

Ülkemizde kızılçam, maki bitki örtüsü dışındaki türlerin bu koşullara uyum sağlaması oldukça zordur.Bu nedenle iklim değişikliği de göz önünde bulundurularak yanan ormanların hatta diğer ormanların mümkün olduğunca ağaçlandırma yerine doğal yollarla gençleştirilmesi gerekmektedir. Bu uygulama ağaç türlerinin iklim değişikliğine uyumu açısından önemlidir. Çünkü genetik çeşitliliği korunması ormanların iklim değişikliğine uyumundaki en önemli araçtır. Yanan ormanların korunarak bitkilerin kendiliğinden geri gelmesinin sağlanması ağaçlar dışındaki diğer otsu ve çalı türlerinin, özellikle endemik ve tehdit altındaki türlerin geleceği açısından önemlidir.”

‘Yanan ormanların yerine otel yapılması örneği ortadayken bu alanların imara açılmayacağını iddia etmenin kamuoyunda kabul görmediğini’ kaydeden Prof. Tolunay, “Ancak Anayasamızın 169. Maddesi gereğince yanan alanların yeniden orman haline getirilmesi zorunludur” dedi.

Doğanay Tolunay şöyle devam etti: “İlgili kurumlara güvenilmiyorsa yanan alanların takibi yapılarak yapılaşma durumunda suç duyurusunda bulunularak bunun önüne geçilebilir. Yanan alanlara kızılçam yerine meyve ağacı dikilmesi önerisi de sıkça dile getirilmektedir. Ceviz, Badem, zeytin gibi meyve ağaçlarıyla orman kurulmaz, olsa olsa meyve bahçesi oluşturulur. Bu türler sulama, gübreleme yapmadan gelişemezler.

Aynı zamanda geniş aralıklarla dikildiği için erozyon önleme, karbon tutma, oksijen üretme gibi ekosistem hizmetleri de düşük olur. Yaban hayvanlarına habitat oluşturma fonksiyonları da olmaz. Aynı zamanda bu meyve ağaçlarının altlarına gelen otsu çalı türleri de meyve verimini arttırmak için kesildiği için bitkisel biyoçeşitlilik de az olur. Özetle yanan kızılçam ormanlarının da iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetleri gözetilerek öncelikli olarak doğal yollarla gençleştirme düşünülmelidir.”

Derleyen: Türkiye Biyologlar Derneği

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.