Dolar 18,4191
Euro 17,8508
Altın 973,15
BİST 3.281,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 27°C
Açık
Ankara
27°C
Açık
Pts 28°C
Sal 26°C
Çar 26°C
Per 27°C

1.Bölüm: Öteki Yahudi

elifterzi5555@gmail.com Coğrafya Öğretmeni - Yazar
A+
A-
14 Eylül 2021 21:52
ABONE OL

YAZI DİZİSİ – BÖLÜM 1
Türkiye’de rahatsız edici bir şekilde antisemitizm yükselmeye başladı. Ve sanki herkes buna destek vermek zorundaymış gibi ya da destekliyor gibi bir izlenim oluşturulmaya çalışılıyor. Henüz Hazar Türkleri, Türk Yahudileri gibi kavramları bile bilmeyen insanların Yahudiler hakkında oldukça bilgisi olabiliyor. (?) Geçmişten gelen yalanlar, medyadaki çarpıtmalar, Yahudiler aleyhine olan her şeyin geniş bir alıcısının olması, alıcısı oldukça da dezenformasyonun devam etmesi, önyargılarla da birleşince bu konuyu daha çok gündeme taşıyor. İşte bu yazı dizisinde antisemitizm kavramından tutun, medyadaki hatta okul kitaplarındaki çarpıtmalara, din kardeşi olmadığımız Yahudilerin Türkiye’ye karşı tutumundan din kardeşi olduğumuz Arapların tutumuna, haklarında anlatılanların ne derece doğru olduğu gibi konulara değineceğim…
Siyasi Coğrafyada Ötekileştirme ve Antisemitizm

Siyasi Coğrafya, TDK’ya göre, devlet ile ülke arasındaki ilgiyi kuran ve inceleyen Beşerî Coğrafya’nın bir koludur.
Hamza Akengin Siyasi Coğrafya İnsan ve Mekan Yönetimi (1) adlı kitabında Siyasi Coğrafyanın jeopolitikle ilişkisine de vurgu yaparak, bu kavram için şunları yazar: Hartshorne’a göre siyasi coğrafya, “bölgelerin siyasi bakımdan benzerlikleri ile farklılıklarını ve bunların birbiri ile ilişkilerini” araştırır (Prescott, 1972). Carl Sauer ise siyasi coğrafyayı; “coğrafyanın düzensiz çocuğu” olarak tanımlamaktadır (Toal ve Agnew, 2002). Siyasi coğrafya, beşerî coğrafyanın bir alanı olup, hem coğrafya hem de siyasetle ilgilidir (Cox, 2002). Dolayısıyla siyasi coğrafyanın konuları hem siyasete hem de coğrafyanın alanına girer (Wiegert, 1957). Tümertekin ve Özgüç (2000) siyasi coğrafyanın siyasi olduğu kadar coğrafi olduğuna dikkat çekmektedir. Siyaset, devlet işlerini yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayıştır (TDK, 1988). Siyasi coğrafya; bütün yönleriyle sınırları, ülkeleri, devletleri, ulusların kalkınmasını, uluslararası kuruluşları, diplomasiyi, iç anlaşmazlıkları, seçimleri ve sonuçlarını kapsayan bir alandır. Siyasi coğrafya, siyasi faaliyetlerin mekâna bağlı olarak değişimini inceler. Siyasi faaliyetlerin mekâna bağlı olarak değişimi incelenirken, yeryüzü bazen bir bütün olarak ele alınmakta, bazen de devletler ile siyasi faaliyetler arasındaki ilişkiler üzerinde durulmaktadır (Göney, 1993).
Antisemitizm ise, Yahudilik dinine, ulusuna, değerlerine, kültürüne ve insanlarına duyulan düşmanca davranışlar bütünüdür (2). Terimin, 1879’da Alman gazeteci Wilhelm Marr (3) tarafından ortaya atıldığı görüşü hakimdir ve fakat Sosyolog Kadir Canatan’ın Müslümanlar ve Antisemitizm (4) kitabına göre de antisemitizm kavramı ilk kez Yahudi oryantalist Moritz Steinschneider tarafından kullanılmıştır. Kendisi, Heymann Steinthal ile Fransız dilbilimci Ernest Renan arasında geçen bir tartışmada, ilkine destek vermiş ve ona destek verdiği kısa yazısında bu kavramı kullanmıştır. Fakat ister Wilhelm Marr ister Moritz Steinschneider tarafından antisemitizm kavramı ilk defa kullanılsın sonuçta antisemitizmin kökeninin çok daha eskiye dayanmakta olduğu görüşü hakimdir. Mesela Mustafa Selim Yılmaz, Bir Terimin Arkeolojisi: Antisemitizmin Teolojik ve Politik Tarihi (5) adlı çalışmasında, Hristiyanlığın hakim bir din haline gelmesinden sonra bazı araştırmacılar tarafından bu olayın, Hıristiyanlığın Yahudi kökenlerinden tamamen koparıldığı ve Yahudilerin Tanrı katili olarak damgalanmaları düşüncesinin kesin bir şekilde benimsendiği olay olduğunu belirtir.
Bu bakış açısının getirdiği ön yargılar dolayısıyla tarihsel süreçte de Yahudilerin suçlandığı konular olmuştur. Mesela Avrupa’daki veba salgınında, vebanın nedenleri arasında, Tanrı’nın insanları cezalandırdığı; kuyruklu yıldızlar yüzünden vebanın çıktığı; hastalık sudan bulaştığı için balıklı, yengeçli, kurbağalı evlerde vebanın olduğu, Pestjungfrau (vebalı bakire) adlı bir hayaletin hastalığı yaydığı, dünyaya ateş şeklinde bir topun düşmesiyle yayıldığı gibi nedenlerin halk arasında yaygın olduğunu belirtmekle birlikte, Yahudiler de kuyuları zehirlemekle suçlanmışlar ve Papa ile yöneticilerin, Yahudilerin kuyuları zehirleme nedeni olarak Hristiyanları öldürerek Hristiyanlığı ortadan kaldırmak gibi bir düşünceleri olduğu kışkırtmasıyla halk arasında antisemitizmi artırmışlardır. Veba zehrini gizli liderlerinden alıp hayvanlar aracılığıyla insanlara yaymalarından, hastalığın Yahudi büyüsüyle ortaya çıktığına kadar çeşitli iftiralar da vardır. Bunun sonucunda da yakılma, canlı canlı toprağa gömülme gibi olaylarla binlerce Yahudi öldürülmüştür (6).
Sadece bununla da kalınmamış İğneli Fıçı gibi Kan İftirası da Yahudilerin üzerine atılmıştır. Buna göre içi iğnelerle kaplı olan bir fıçıya kaçırılan Yahudi olmayan çocuklar konuyor ve hahamlar tarafından fıçı dakikalarca yuvarlanıp akabinde fıçının dibinde bulunan musluk açılıp toplanan kan, Yahudilerin Hamursuz Bayramındaki mayasız ekmeğe konuluyordu. Halbuki Yahudilikte yenmesi caiz olan hayvanların etindeki kanı, o etten çıkarmadan yemek günahtır. Bunun için o et bir süre tuzda bırakılıp sonra da yıkanır. Aksi halde o et murdar sayılır ve o eti yemek haramdır. Bir hayvanın etinden bile kanını arındırmadan yemeyen Yahudilerin insan kanı yediği iddiası trajikomik olmaktan öteye geçememiş olsa da yaygın bir iftira türü olarak hala kullanılmaktadır.
Ayrıca kan iftirası Avrupa’nın yanında Osmanlıda da görülmüştür. Şam ve Rodos’ta Rumların Müslümanları da kışkırtmasıyla kan iftirası üzerinden Yahudilere pogromlar yapılmıştır. Fakat bu olaylara Osmanlı Devleti’nin duruşu her zaman yalanların karşısında ve Yahudilerin yanında olmuştur. Amasya ve Tokat’ta çıkan olaylar üzerine 1530’da Kanuni Sultan Süleyman, Şam ve Rodos olayları üzerine 1840’ta Sultan Abdülmecit ve 1866’da Kuzguncuk’ta kan iftirası yayılınca Sultan Abdülaziz fermanlarla kan iftirasını yalanlamış ve Yahudilerin masumiyetini tescil etmiştir. Fermanlarda sultanlar kan iftirasının tamamen asılsız olduğunu ve Yahudi halkın masumiyetinin ayan olduğunu ilan etmiştir… Olayları galeyana getirenler ise yerel Hristiyanlar ve onların yanına çekilen Müslümanlar olmuştur (7).
Diğer taraftan dini önyargılar ve hınç duygularından beslenen Hristiyan Antisemitizmi yanında insan ırklarının eşdeğerde olmadığı şeklinde ırkçı kurama dayanarak Yahudilerin, içinde yaşadıkları uluslara kıyasla farklı ve aşağı bir ırk olduğu iddiasındaki Irkçı Antisemitizm; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle Almanya’da zuhur eden ve Yahudilerle İsrail devletinin Holokost’u kullanarak insanlarda sürekli olarak suçluluk duygusu ortaya çıkarmaya çalışmakta olduğu iddiasındaki İkincil/Tâlî Antisemitizm; İkincil Antisemitizmle benzerlik gösteren ve Yahudilerin, İsrail’e yöneltilen her türlü eleştiriyi önleyen bir sansür kampanyası yürütmekte olduğu iddiasındaki Antisiyonist Antisemitizm (8) gibi antisemitizmin çeşitleri bulunmaktadır.
Ötekileştirme ise farklı olanın düşman olduğunu ve kötü olduğunu savunmaktır (9). Ötekileştirme “ben” ve “biz” in dışındakilerin olumsuz olarak algılanmasıdır. Ötekileştirme sadece hakim grup tarafından diğerlerine yapılmaz, aynı zamanda hakim olmayan gruplar tarafından da güçlü gruba karşı da yapılabilir. Bu nedenle insanlık tarihi boyunca öteki ya da diğeri tasavvuru sürekli olarak varlığını sürdürmüştür. Dahası öteki, diğeri ile ilişkinin temel belirleyicisi de olmuştur (10). Bu anlamda, Yahudilerin hakim grup olmadıkları dönemlerde de oldukları dönemlerde de değişen çok da fazla bir şey olmamış ve ötekileştirmeye her zaman maruz kalmışlardır.
Kaynakça
1-Akengin, H. ( 2019 ). Siyasi Coğrafya İnsan ve Mekan Yönetimi. Ankara: Pegem Akademi Yayıncılık
2- https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/antisemitizm-81
3- https://encyclopedia.ushmm.org/content/tr/article/antisemitism
4- Canatan, K. ( 2018 ). Müslümanlar ve Antisemitizm. İstanbul: Mana Yayınları
5- Yılmaz, M. S. (2017). Bir terimin arkeolojisi: Antisemitizmin teolojik ve politik tarihi. Cumhuriyet İlahiyat Dergisi, 21(2), 1181-1216.
6- İstek, E. (2017). Avrupa’da veba salgını ve salgında din faktörü (Viyana örneği). Tarih Araştırmaları Dergisi, 36(62), 173-204.

Reklam

7- https://www.turkisrael.org.il/single-post/2019/12/18/yeni-akit-kan-i%CC%87ftiras%C4%B1yla -kendini-a%C5%9Ft%C4%B1-yahudiler-kan-ayini-yap%C4%B1yor
8- https://perspektif.eu/2020/07/26/antisemizm-kavraminin-ortaya-cikisi-ve-tarihsel-gelisimi/
9- https://www.kreatifbiri.com/oteki-otekiler-ve-otekilestirme/
10- Özensel, E. (2020). Farklılıkların Bir Arada Yaşamasında Bir Sorun Alanı Olarak Ötekinin Ötekileştirilmesi. Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, (43), 369-378.

YORUMLAR

  1. İlknur Köksal dedi ki:

    Kaleminize sağlık… güzel bir bilgilendirme..

  2. Elif Terzi dedi ki:

    Tesekkur ederim

  3. Vesile yükselen dedi ki:

    Elifim, ne kadar güzel anlatmissin..
    Emeğine yüreğine sağlık ❤

    1. Elif Terzi dedi ki:

      Teşekkür ederim